MEHMET AKİF, CİHAN DEVLETİNİN VATANDAŞIDIR

MEHMET AKİF, CİHAN DEVLETİNİN VATANDAŞIDIR


25 Ocak 2014 Cumartesi 00:04

Vefatının 77. Yıldönümü vesilesiyle Mehmet Âkif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı Başkanı Mehmet Cemal Çiftçigüzeli, Millî Şairimizi anlattı.

Oğuz Çetinoğlu: Sorulara geçmeden önce, kelimelerle bir Mehmet Âkif Ersoy portresi çizer misiniz?

Mehmet Cemal Çiftçigüzeli: Mehmet Akif Ersoy’un kelimelerle portresini anlatırsak Büyük İslam Şairi’dir. Zaten İslam Coğrafyasında da bu adla anılıyor. Özellikle Ortadoğu’da ve de Kahire’deki ismi Büyük İslam Şairi Mehmet Akif Bey’dir.

Çetinoğlu: Mehmet Âkif Ersoy, ‘ İstiklal Marşı’mızın şairi olarak bilinir. Biraz daha bilgili olanlar, O’nun; ‘ Çanakkale Şehitlerine’ isimli şiirini, ‘ Safahat’ isimli eserini de bilirler.

Ersoy, bunlardan ibâret değildi. Renkli ve çok yönlü bir şahsiyetti: Şair, veteriner hekim, Kurtuluş Savaşı’na katılmış bir mücâhit, yayıncı-yazar, müderris, mütefekkir, vâiz, hâfız, Kur’an-ı Kerim mütercimi, yüzücü, politikacı ve devlet adamı…

Karakter özelliklerini de sizden dinleyebilir miyiz ?

Çiftçigüzeli: Üstad Akif, çıtası yüksek bir entelektüeldir. Bir aydın sorumluluğu içinde mücadele ve hizmet etmiştir. Kamu görevlisi iken de böyledir. Sivil bir insan olarak da, bir aile reisi olarak da… Camide, sokakta, evde, üniversitede, hastanede, parlamentoda, cephede yani nerede olursa olsun dik duruşu ve inancının gereği gibi yaşayan, üreten, paylaşan bir Kur’an Şairidir Mehmet Akif.

Çetinoğlu: Hüseyin Nihal Atsız’ın, İslamiyet’e mesâfeli olduğu söylenir. İslâmî yönü ile temâyüz etmiş olan Mehmet Âkif Ersoy hakkında üst seviyede sitâyişkâr yazılar yazmıştır. Nasıl yorumlamak gerekir ?

Çiftçigüzeli: Türk Ülküsü ve Bozkurtlar dizisi kitaplarının yazarı Nihal Atsız ile Mehmet Akif Ersoy’un inançları, görüşleri ve gelişmelere yaklaşımı aynı değildir. Ancak her ikisi de memleketsever münevverlerdir.

Nihal Atsız diyor ki ‘Akif, Osmanlı milliyetçsidir. O’nun koyu İslamcı gözükmesi, Osmanlılığına engel değildir. Hiç şüphe yok ki Akif, Türkiye’yi Fas’tan, Mısır’dan ve İran’dan daha fazla seviyordu. Memlekette Akif’e her hususta taraftarlık edenler, yalnız dini bir sınıf olsa bile Akif, bir millet şairi olmak iddiasında idi. Akif’in Türk inkılabına hizmeti vardır. Kurtuluş Savaşı’nda O’nun Anadolu’ya geçmesi, kendisi gibi düşünen binlerce vatandaşı bu savaşa sürüklemiş, şiirleri de milli savaşın manevî gıdasını teşkil etmiştir. Aruz’un Türk diliyle konuşan en mükemmel örneklerini Akif vermiştir. Akif’in memleketten uzaklamış olmasını O’nun pek yüksek seciyeli olmasıyla izah ederim. Akif’in insanî tarafları var mıdır diye soruyorsunuz? Hırsız ve dalkavuk olmayışını kâfi bulmuyor musunuz? (Yeni Adam Dergisi anketi 15 Nisan 1937 sahife 11)

Bu ifadeyi gerek o günkü konjonktür ve gerekse bugünkü memleketsever aydınlar arasındaki gelişmelerle, iletişimsizlikle değerlendirmek gerekir. Yani bardağın dolu tarafını görmek yeter de artıyor bile.

AKİF TBMM KURUCU ÜYESİ

Çetinoğlu: Mehmet Âkif Ersoy’un, İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne üye olduğu biliniyor. Nasıl girmiş, ne zaman hangi sebeple ayrılmış, biliniyor mu?

Çiftçigüzeli:  Mehmet Akif Üstadımız İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne üye oldu. Üye olurken ki yemini de parti doğrularıyla değil, inancının ilkelerine göre hareket edeceği sözünü vererek yapıldı. Bu cemiyet o günlerde İslam’a uygun hürriyet getireceğini, felakete sürüklenmekte olan Osmanlı Cihan Devleti’ni kurtaracağını; orduyu, idareyi, eğitimi ve medreseleri ıslah edeceğini taahhüt ediyordu. Bütün bunlar sonundu ülke içindi. Dolayısıyla aydınlar, din âlimleri, tekke şeyhleri de İttihat ve Terakki’yi bir ümid olarak gördüklerinden üye olmuşlardı.   Âkif de buranın irşad ve eğitim faaliyetlerine katkı vermek üzere girdi. Nitekim öyle de oldu. Cemiyet, Parti (Fırka) haline dönüştükten sonra Âkif İttihat ve Terakki’ye muhalefet etti, ırkçılara ve menfaatçilere tavır aldı. Zaten bu parti de böyle olunca Akif’in başyazarı olduğu Sebilürreşad Dergisini de kapattı.

Çetinoğlu: Ersoy, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne seçildikten bir müddet sonra, İstiklal Madalyası’nı ve mebuslara verilen mavzer tüfeğini alarak İstanbul’a döndü. Bu dönüşün sebebi biliniyor mu?

Çiftçigüzeli:  Mehmet Akif Ersoy Burdur Milletvekili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin de kurucu parlamenteri ve İstiklal Marşımızın da yazarıdır. İstiklal Savaşı kazanıldıktan sonra Akif, Ankara’da bir gevşeme olduğunu gördü. Muhalefete tavır alındığını, susturulmak istendiği, hatta Trabzon Mebusu Ali Şükrü Bey’in ve bir Karadenizli Kahraman Topal Osman’ın öldürülmesi olayına çok üzülüyordu. Yönetim tek adam idaresini, Lozan Anlaşması eksikliklerini ve Musul’un kaybedilmesi gibi yanlışların görülmesini istemiyordu. Başta Akif olmak üzere ‘İkinci Grub’ diye adlandırılan milletvekilleri ise buna dikkat çekiyor ve önlem istiyorlardı. Atamalarla üye yapılan TBMM’nde gerilim arttı, kavgalar başladı. 01 Nisan 1923 günü TBMM’nde seçim kararı alınarak dağıldı, Akif de mebuslara verilen mavzer tüfeğini ve İstiklal Madalyası’nı alarak İstanbul’a döndü, Beylerbeyi Çakaltepe’deki kiralık eve yerleşti. Yalnızlaştırıldı. Daha sonraki milletvekili genel seçiminde ise diğer arkadaşları gibi aday gösterilmedi.

MİLLÎ ŞAİR TAKİP EDİLİYOR, İŞSİZ VE PARASIZ

Çetinoğlu: On bir yıl devam eden Mısır’daki gurbet yıllarının bilinen ve bilinmeyen yönleri hakkında bilgi lütfeder misiniz? Niçin gitti, orada neler yaptı ve dönüşünü gerektiren sebeplerle diğerleri…

Çiftçigüzeli:  Millî Şairimiz Mehmet Akif Ersoy için artık çileli günler vardı. Aleyhinde dedikodular başlatıldı ‘ O kara listedeydi, şapka giymemek için kaçtı. İnkılaplara karşı geliyordu.’ gibi. Ayrıca sürekli takip ediliyor, iş verilmiyor ve mevcut görevlerinde sıkıntılar çıkarılıyordu. Geçim sıkıntısı çekmeye başladı, borca girdi. Eşi İsmet Hanım da astım hastasıydı ve sürekli tedavi görüyordu. Abbas Halim Paşa’nın daveti ile yeniden Mısır’a gitti. Akif’in bana göre Mısır’a gidişinin üç sebebi bunlardır; devamlı tarassut altında bulundurulması, işsiz kalması ve de eşinin hastalığı O’nu bir Osmanlı Cihan Devleti’nin toprakları olan Mısır’a gitmeye mecbur bıraktı. Orada da çok sayıda dostu vardı. Hemen Kahire Üniversitesi’nde Türkçe müderrisliğine başladı. Ders verdiği anfi bugün Mehmet Akif Ersoy adını almıştır. 2008 yılında da Mehmet Akif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı Kahire Üniversitesi’yle ortak bir uluslararası Türkiye ile Mısır Arasında bir Kültür Köprüsü: Mehmet Akif Ersoy Uluslararası Sempozyumu yapmıştır. Bu sempozyumun gerçekleşmesinde Darbeci General Sisi tarafından ‘ istenmeyen adam’ ilan edilen Mısır Büyükelçimiz Hüseyin Avni Botsalı ve Kahire’de dört aydan beri tutuklu bulunan Gazeteci Metin Turan’ın fedakârlıkları tam bir vefa ve hizmet örneğidir.

Çetinoğlu: Kur’an-ı Kerim’i tercüme etmeye hangi düşüncelerle başladı, sonra hangi sebeplerle vazgeçti?

Çiftçigüzeli:  Mehmet Akif Ersoy Başyazarı olduğu Sebilürreşad’da bazı ayetleri tercümeye başlayarak yayınlandı. Vefatından yıllar sonra değişik yayınevleri tarafından kitap olarak da neşredildi. En son İstanbul’da Erguvan Yayınevi bastı bu çalışmayı.

Öte yandan TBMM 1925 yılında kaynak aktararak ulemadan Elmalılı Ahmet Hamdi’ye Kur’an-ı Kerim-i Tefsir, Mehmet Akif Ersoy’a da tercüme görevi vererek, sözleşme yaptı. Mehmet Akif çalışmayı 1929’da tamamladı, 1932 yılında Eşref Edip temize çekilmiş olarak tercümeyi tümüyle okudu. Zaten tercüme bölüm bölüm İstanbul’a gidiyor ve arkadaşları tarafından inceleniyor ve görüşleri alınıyordu.

KUR’AN MEALİ’NİN BİR BÖLÜMÜ YAYINLADI

Çetinoğlu: Tercüme çalışmalarının tamâmen, Ekmeleddin İhsanoğlu’nun verdiği bililere göre de kısmen imha edildiği biliniyor. Bir yayınevi, Ersoy’un Kur’an Tercümesi’ni yayınladığını açıkladı. Konu hakkında bilgi verir misiniz?

Çiftçigüzeli:  Daha sonra bu çalışmanın üçte biri kadarı din adamı, milletvekili Konyalı Mustafa Runyun Bey’in arşivinde bulundu. Oğlu Ali Yahya Bey bunları askerî darbeler dolayısıyla yıllarca muhafaza etti, kimseye göstermedi; ancak birkaç yıl önce Yrd.Doç. Dr. Asım Cüneyt Köksal ve Prof. Dr. Recep Şentürk’e bahsetti. Bu diyaloğla Mehmet Akif Ersoy’un Kur’an Meali Mahya Yayınları tarafından yayınlandı (2012). Bu dip nottan sonra devam edelim, ancak Türkiye’de 1924 seçimlerinden sonraki gelişmeler Mehmet Akif’i korkutmuştu. Camilerde namaz içindeki Kur’an ayetlerinin Türkçe okunmasını duyan Akif, çalışmasını ‘ bir kere daha tashih edeceğim’ diyerek tercümesini vermedi, aldığı bin liralık avansı da iade etti. Arkadaşı Şefik Kolaylı’ya göre Akif şöyle diyordu: ‘ Tercüme güzel oldu. Hatta umduğumdan daha iyi. Lakin onu verirsem namazlarda Türkçe okutmaya kalkacaklar. Ben o zaman Allahımın huzuruna çıkamam ve Peygamberimin yüzüne bakamam.’

Araya giren dostlarına rağmen Akif, tercümeyi Ankara’ya değil, yakın dostu âlim Yozgatlı İhsan Efendi’ye teslim etti. ‘ Vefatımdan sonra imha edin!’ dedi. Akif’in vasiyeti üzerine de meal ölümünden sonra yakıldı. Bunu Prof. Dr. Ekmelettin İhsanoğlu da doğruluyor, meali babası İhsan Efendi tarafından yakıldığını anlatıyor.

SOSYAL  GÖZLEMCİ ÂKİF VE SAFAHAT

Çetinoğlu: Ersoy’un ‘ Safahat’ isimli çalışması, öncesinde ve sonrasında, benzeri yazılmamış, tâbir yerinde ise ‘nev’i şahsına münhasır’ bir eserdir. Özelliklerinden söz eder misiniz?

Çiftçigüzeli:  Safahat’ı anlamak için İstiklal Marşı’nı iyi algılamak yeter de artar bile. Çünkü Safahat’ın özetidir İstiklal Marşı. Öyleki İstanbul’da Mehmet Akif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı’mızın bir uluslararası sempozyumuna Mısır’dan katılan El Ezher Üniversitesi Hocalarından Doçent. Dr. Hazem Muhammed Sait Montazir şöyle demişti; ‘ İstiklal Marşı sadece Türkiye’nin ve Türklerin değil, benim de, bizim de İstiklal Marşımızdır. Çünkü içinde mağdur ve mazlum milletler adına cahnıraş feryad eden bir erkek ses vardır. İstiklal Marşı, Arapların da İstiklal Marşı’dır.’

Safahat aynı zamanda bir günlüktür. Tarihi, İslamî, imanî yanı olduğu gibi, sosyal tarafı da bir hayli fazladır. Kocakarı ve Ömer’de, Küfe’de, Hasta’da, Hasır’da, Geçinme Belası’nda, Meyhane’de, Mezarlık’ta, Bayram’da, Seyfi Baba’da bunları görmek mümkün.

Şöyle diyebilirim camideki adam kadar, üniversitedeki öğrenci de, akademisyen de, sanatçı da, kışladaki asker de; sokaktaki insana değin evdeki hanım da, çocuk da kendine ait bir şeyler bulabilir Safahat’ta. ‘ İşte bu benim’ diyebilir.

Çetinoğlu: Mehmet Âkif Ersoy’ın, Muallim Nâci’den etkilendiği söylenir. Şüphesiz Ersoy’un etkilediği kişiler de vardır mutlaka. Kimlerdir?

Çiftçigüzeli:  Mehmet Akif’in esas hocası babası âlim insan Temiz Tahir Efendi’ydi. Kendisi de çocuklarının hocasıydı. Akif’in çocukluğu ve öğrenciliği adeta alimler meclisinde geçmiştir. Mühürdar Emin Paşa, Akif ile birlikte arkadaşları İbnülemin Mahmut Kemal ve Ahmet Tevfik’e de ders veriyordu. Esad Dede de öyle.

Fransızcaya başlayan Çocuk Akif, Gülistan ve Mesnevi’yle Fuzuli’nin Leyla ve Mecnun’unu okuyordu. Lise’ye başladığında ise zamanının en tanımış ediplerinden Muallim Naci’nin öğrencisi oldu. Etkilendi edebiyatından, dil zenginliğinden, cümle kuruluşundan, kelime bolluğundan ve algılamalarından.

Akif, bir defa gününün fikir hareketlerini ve doğu-batı düşüncesini etkilemiştir. Bu açıdan ‘İslamcılık’ akımına katkısı olmuş ve bu etki hala sürmekte, 21. Asra kadar da gelmiştir. Aynı hususları aynı duyarlılıkla işlemiş bazı batılı sanatçılarla aynı potada yer almıştır. Evrensel boyutunu böylece ortaya koymuştur özgürlük ve vatan’ın. Mesela Johann Christoph Friedrich Von Schiller’le hürriyet, August Heinrich Hoffmann Von Fonlersleben ile vatan algılamalarını örnek verebilirim. Dolayısıyla batı entelektüellerinin de dikkatini çekmiştir Mehmet Akif.   Kendisi zaten bir doğu (Arapça, Farsça) ve bir de batı dilini(Franasızca) çok iyi biliyordu.

Mehmet Akif’in yakın çevresinin sanatçıdan etkilendiğini görürüz. Dış dünyada ise özellikle Azerbaycan, Kırım ve Kazan bu etkinin içindedir. Sebilürreşad bu bölgelere de gidiyor. Bu bölge aydınları da Sebilürreşad’da yazıyor ve İstanbul’a geldiklerinde ilk uğradıkları merkez de Sebilürreşad İdarehanesidir. Aynı dönemde bu ülkelerin sanatçıları aynı hassasiyeti göstermişler, sorumluluklar paylaşmışlardır.

CİHAN DEVLETİ VATANDAŞI OLMAK

Burdur’daki Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi’nin kurucu Rektörü Prof. Gökay Yıldız döneminde (2008) gerçekleştirilen ve ikincisi de yeni yönetimlerce bir türlü yapılamayan Uluslararası Mehmet Akif Ersoy Sempozyumu’nda bu konuda çok sayıda ilmî tebliğ sunulmuştur. Bir örnek vermek gerekirse Azerbaycan Kafkas Üniversitesi’nden Doçent Dr. Seriyye Gündoğdu, Akif’in Azerbaycan şiiri üzerindeki etkilerini anlatırken buna misal olarak Hüseyin Şehriyar, Mirza El Ekber Sabir, Bahtiyar Vahapzade ve Ahmet Cevat’ı örnek göstermektedir. Bu konuda Akif’ten etkilenen sanatçıları Ortadoğu’da da hatırlatmak mümkün.

GÖNÜLLÜ SÜRGÜN OLARAK MEHMET ÂK İ F ERSOY PORTRES İ

Millî Mücadele'den ve Cumhuriyetin ilanından sonra Âkif, iki türlü hayal kırıklı ğ ına u ğ rar. Biri yanlı ş anla ş ılmanın yol açtı ğ ı hayal kırıklı ğ ı, di ğ eri şa hsının hedef haline getirilmesi. Saldırılar ‘ Bir çöl bedevisinin pe ş inden giden adam ’, ‘ Sen git de kumda oyna’ sözleri; Ş ukûfe Nihal, Agâh Sırrı Levent ve Hasan Ali Yücel gibi isimlerin ‘ ülkenin Âkif e ihtiyacı yoktur’ türünden iddiaları ve bu iddiaların olu ş turdu ğ u güvensizlik…

Çanakkale Zaferi'nin yıldönümünde dönemin ünlü ş airlerinden biri ‘ Çanakkale ile ilgili en güzel ş iiri Türk olmayan biri yazmı ş tır, çaresiz onu okuyaca ğ ım ’ diyerek Âkif'in ‘ Çanakkale Ş ehitlerine ş iirini okur. Bunu duyan Âkif, çocuklar gibi hıçkırarak a ğ lar.

Vatanı için canını vermekte biran bile tereddüt etmeyen bir ruh, birden kendisini ülkesine problem olan bir insan gibi hissetmeye ba ş lar. Ankara'dan İ stanbul' a gider.

Sosyal ve siyasî olayların kendisi ve de ğ erleri aleyhinde esti ğ i dü ş üncesine kapılır. Bu duygusunu bir ş iirinde ‘ Hanümansız bir serseriyim öz diyarımda’ diye ifâde etti ğ i bir bedbinlik içinde bulur kendini.

Büyük ısrarlarla kendisine verilen Kur'an tercümesi için ve Abbas Halim Pa ş a'nın ça ğ rısı üzerine Mısır'a gider.

Bu gidi ş , yanlı ş anla ş ıldı ğ ına inanan bir adamın gönüllü sürgünü gibidir. Mısır, Âkif için kırgınlık, hüzün, yakıcı ve derin bir hasret ve yalnızlık demektir. O yalnızlık içerisindeki duygularını da;

Canı, cananı, bütün varımı alsın da Hûda / Etmesin beni tek vatanımda dünyada cüda

 Mısralarıyla dile getirir.

Âkif, tam on bir yıl bu hasretle ve hüzünle ya ş adı. Mısır'da hep yalnız ve yaralıydı. Oradaki dostları, dâvet edildi ğ i konaklar, Nil' in egzotik güzelli ğ i ve Mısır piramitlerinin esrarlı ihti ş amı hasretine merhem olamaz. Kırık, yaralı ve hasretin yakıp kavurdu ğ u yüre ğ iyle ve tercüme etmeye çalış ğ ı Kur'an' la, özlemin bütün renk ve çe ş itlerinden beslenen bir mahrumiyetle ba ş ba ş adır.

Bu hasretle Kahire'ye indi ğ inde hep Hacı Bekir Acentesi'ne u ğ ruyor, bir kaç kelime konu ş tuktan sonra bir kö ş ede dakikalarca oturuyor, çünkü; Burası O'nun gözünde 18.000.000 Türk'le görüş ğ ü yerdir. Bu Hacı Bekir Kutuları, bu güzel Türkçe, bu dükkân ‘Vatan’dır.

Âkif in Mısır'da kalmasını ş apka giymemek gibi bir sebebe ba ğ layanlar, iddiaları kadar basittir.

Âkif ne ş apka, nefes derdindeydi.

O, ya ş anmı ş , halen ya ş ayan, ya ş anacak olan bir medeniyetin adamı ve ş airiydi.


 ‘SAFAHAT MESELA SEÇMELİ DERS KİTABI OLSA’

Oğuz Çetinoğlu: Ersoy, son derece ileri görüşlü bir insandıHaklı olmak başka haklı çıkmak başkadır. Haklı çıkmak için kuvvet lazımdır. Kuvvetiniz varsa, hakkınızı verirler. Kuvvetiniz yoksa onların insanlık duygusuna, medeniyet anlayışına ilticaya kalkmakla bir şey elde edemezsiniz.’ Diyor. O’nun bu sözleri; günümüzdeki Ermeni iddiaları ile Kıbrıs meselemizi akla getiriyor. Bu konu ile ilgili yorumunuzu lütfeder misiniz?

Mehmet Cemal Çiftçigüzeli:  Mehmet Akif bir Cihan Devleti vatandaşıdır. Bugün bunu Amerika Birleşik Devletleri temsil etmektedir. Bu ülkenin vatandaşı olmak da onlara bir ayrıcalık tanıyor. Akif böyle bir vatandaştı Osmanlı Cihan Devleti’nde. Ancak bu Cihan devletinin çözülmesini ve yıkılışını gördü; ihanetleri, yangınları, kitle halindeki göçleri, katliamları, savaşları, iki yüzlülükleri, menfaat çatışmalarını, işgalleri, işbirlikçilerini, kolaycılıkları, taassubu, kuvvetlinin hep haklı çıktığını, emperyalizmin dik alasını, hürriyet diye özgürlüklerin kısıtlanışını gördü.

Algılama gücü yüksekti. Konya’da ayaklanmayı bastırmıştı. Suudi Arabistan’daki bazı aşiretleri isyan etmemeleri konusunda uyarmaya gitmişti teşkilatı mahsusa ile birlikte. Sonra Berlin’de Müslüman esirleri kurtarmak üzere aynı görevle Almanya’ya gitmişti. Berlin dönüşü ‘ Almanya’yı ve Almanları nasıl buldunuz Üstad?’ dediklerinde cevabı ders alınacak niteliktedir:

- Almanların işleri bizim dinimize benziyor, dinleri ise bizim işlerimize benziyor. Böyle bir ahlak üzereler.

Akif’in şiirlerinde ve düz yazılarında daha sonraki yılları görmek için çok sayıda ipuçu vardır.

Çetinoğlu: Ersoy’ın, ‘ Asım’ın Nesliolarak tavsif ettiği neslin özelliklerinden söz eder misiniz?

Çiftçigüzeli:  Mehmet Akif Ersoy çocuklarını örnek göstermedi, Tevfik Fikret’in düştüğü hataya, yani Haluk hatasına düşmedi. Akif için erkek çocukları Emin ve Tahir değil, bütün çocuklar idealdi. Hayal dünyasındaki Asımın Nesli’ni örnek gösterdi. Bu nesil esasında bütün Türk Dünyası ve İslam coğrafyası gençliğidir. Bu neslin en büyük özelliği namusunu çiğnetmemesidir. ‘Asımın Nesli diyorum, nesilmiş gerçek / İşte namusunu çiğnetmedi, çiğnetmeyecek!’

Çetinoğlu: Bunu nasıl algılamamız gerek?

Çiftçigüzeli: Bana göre Asımın Nesli yeni bir medeniyet tasavvuru içinde olan gençliktir. Yarınki dünyamızın ruh mimarlarıdır. Asımın Nesli çalışan, üreten, paylaşan, bir şeyler ortaya koyan, sektöründe en iddialı olan, gayretli, örnek, memleketsever gençlerdir. Dilini, dinini, diyanetini bilen bir nesildir Asımın Nesli. Dünyaya ve gelişmelere bigâne değildir, kolaycı olmamıştır, taassup içinde değildir, kendisini sürekli yenileyen, ilim ile bileyen bir gençliktir Asımın Nesli. Safahat’ın bizzat kendisidir. Tek tek sahifler halinde hayatın ayrı ayrı yapraklarıdır Asımın Nesli.

İSTİKLAL MARŞI BİR DAHA YAZILAMAZ

Çetinoğlu: Ersoy’un cenâzesi, devlet ilgisinden mahrum bırakıldı. Fakat milleti O’nu yalnız bırakmadı. Çok kalabalık bir insan topluluğu ile toprağa verildi. Konu ile ilgili yorumunuzu lütfeder misiniz?

Çiftçigüzeli:  Mehmet Akif Ersoy’u 1938 yönetimi dışlamıştı, ötekileştirmek istiyordu. Türkiye’ye girişine müsaade etmişti ama idealizmine hala karşı idi. Mısır Apartmanı’nda hasta yatağında kendisine ziyarete gelen Ruşen Eşref Ünaydın ve yanındaki arkadaşlarıyla sohpet ediyorlardı. Bir ara söz Akif’in Mısır’dan Türkiye’ye gelişine dairdi. Konuklar genelde Ankara’da hükümet yanlısı milletvekili, yazar ve gazetecilerdi. Dediler ki:

-Gazi Paşa sizin Türkiye’ye girmenize müsade etti. Öyleki bir ara İstiklal Marşı’nın değiştirilmesi için bile kampanya başlatılmıştı. Gazi Paşa ‘ İstersem değiştiririm, ama olmaz’ dedi.

Akif hasta yatağından şiddetle doğruluyor ve hiddetini yenemiyor:

- Arkadaşlar Gazi Paşa da bilir ki biz kendisiyle cephede beraberdik. Cephede askerlerimizi dolaştık, savaşta her şeyimizi seferber ettik. Benim İstanbul’a dönmeme müsaade ederek lütfetti. Müteşekkirim. Ancak İstiklal Marşı’nın değiştirilmesine gelince, O’nu ben bile değiştiremem. O millete mal olmuştur. Allah bu millete bir daha İstiklal Marşı yazdırmasın.

Gerçekten radyolardan bile müziğin kesilmediği, eğlencenin had safhada olduğu, bayrakların yarıya indirilmediği söz konusu o günde, Akif’in cenazesine halk ve gençlik sahip çıktı. Edirnekapı mezarlığına kadar bir miting kalabalığında omuzlarda gitti. O günün resimlerine bakıldığında çoğu katılımcının başında yasa gereği kasket, şapka veya fötr vardı. Bir kısmı askerî ve resmî, bir kısmı fötr (melon), bir kısmı kasket biçimindedir bu serpuşların. O dönem için bunlar aristokrat, üst seviye yönetici, asker ve aydın olmanın remziydi. Halk ile beraber aydınlar da Akif’e sahip çıkmışlardı. İstanbul Emniyet Müdürü de panik halinde sürekli o gün her saat Ankara’ya rapor bildiriyordu.

ÂKİF’İN BİR ANIT MEZARI YOKTUR

Akif vefat edeli 2013’te 77 yıl olmuş, doğumunun üzerinden 140 yıl geçmiş ama hala aramızda fikirleriyle, eserleriyle, deyişleriyle, resimleriyle, marşlarıyla bize ders veriyor, doğuyu ve batıyı öğretiyor, kültür, sanat ve medeniyetin ipuçlarını veriyor. Türkiye’de en fazla basılan ve okunan eser Safahat’tır. Hele telif hakkı da mürüru zamana uğrayınca Safahat’ı yayınlamayan kişi ve kuruluş sayısı bir hayli arttı. Akif’in mekânı cennet olsun.

Çetinoğlu: Vefatından sonraki yıllarda, O’nun için devlet olarak yapılması gerekenlerin yapıldığı kanaatinde misiniz? Daha başka neler yapılması gerekirdi?

Çiftçigüzeli:  Ankara, üniversiteler ve yerel yönetimler hala Akif’e olan borçlarını ödememişlerdir. Gelişmiş batıya gidin o ülkenin millî ve ünlü sanatçılarının müze evleri vardır, parkları vardır. Diyebilirsiniz ki ‘onlar çok zengin ülkelerdir. Olabilir!’ Ancak bu doğuda da böyledir. Özbekistan’ın Başkenti Taşkent’te Ali Şir Nevai Bağevi birkaç kilometere uzunluğundadır. Muhteşem bir anıt eserdir burası. Kazakistan’da Ahmet Baytursunoğlu için de öyledir Almatı’da. Adına enstitüler, müzeler, evler, akademiler kurulmuştur. Aynı dönem yaşamış iki sanatçı bunlar. Azerbaycan Bakü’de Hüseyin Cavit Müzeevi ve Enstitüsü de ayrıca tur operatörlerinin programlarına alınarak ziyaret edilmektedir. Yönetim özel ilgi göstermektedir. Tataristan’da Abdulla Tokay’ı söyleyebilirim sadece bir baaşka örnek olarak. Mısır’da Necip Mahfuz da öyledir. Buna çok sayıda başka isimler de ekleyebilirim. İnanmayan gidip görebilir.

Ancak Türkiye’de hala Akif’in hatıralarının olduğu hiç bir yer yoktur ki düzenlensin.  Bu sebeple Hacettepe Üniversitesi Kampüsü içinde dikilen gökdelen Taceddin Dergahı’na bitişikti. Hukuk mücadelesi başlattık bu ruhsatsız yapıya. Mahkemelik olduk ve kazandık. Ancak söz konusu o bina yıkılmadı ve hala duruyor. Vakfımızın da gayretiyle sadece Ankara Taceddin Dergahı’na biraz çeki düzen verildi o kadar. Bunun dışında hele hele İstanbul’da Akif’in bir anıt mezarı bile yoktur. İstanbul’un dört bir yanında Akif’in hatıraları vardır. Fatih’de doğmuş, Beyazıd’da, Süleymaniye’de, Sultanahmet’de dolaşmış, dersler vermiş, hasta yattığı ve vefat ettiği Beyoğlu’nda, Nişantaşı’nda, oturduğu Beylerbeyi’nde, istirahat ettiği Alemdağı’nda, güreştiği Çatalca’da hangi taşı kaldırsan Akif’e ait hatıraların izleri vardır.

HATIRALARINA ASIMIN NESLİ SAHİP ÇIKIYOR ANKARA DEĞİL

Akif’in Ankara, İstanbul dışında Kastamonu, Antalya, Antakya, Biga, Burdur, Balıkesir, Edirne, Konya, Şanlıurfa, Mısır, Almanya ve Suudi Arabistan ile Lübnan’da hatıraları vardır. Kahire’de ve Hilvan’da 12 yıl kadar kaldığı ev hala duruyor. Ancak kamu kesimi bunlarla ilgilenmiyor ve sadece lafını ediyor, Akif’in doğrularının arkasına sığınarak kendini öne çıkarıyor. Oysa ne kadar güzel bir Türkçe Eğitim Merkezi olabilir. Zulmedenler, kuvvetliden yana olanlar, muktedirler Safahat’tan ses vererek ‘Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem/  Gelenin keyfi için geçmişe kalkıp sövemem’ diyebiliyor, nefes almak için.

Çetinoğlu: Sorularla sınırlı kaldığınız için veremediğiniz mesajlarınız için neler söylemek istersiniz?   

Çiftçigüzeli:  Mehmet Akif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı Safahat’tan seçmeleri 24 dilde yayınlattı. Safahat’ın tamamı Arnavutçaya tercüme edildi. İstiklal Marşı’nı hem batı ve hem de bütün doğu dillerinde yayınladık. Bütün dünya dillerine tercümesi için çaba sarf ediyoruz. Yurtdışında başta Kahire’de olmak üzere Almatı’da, Bakü’de, Balkanlarda Sancak Novipazar ve Saraybosna ile Priştina ve Prizren’nde Türk Dünyasını Aydınlatanlar Mehmet Akif Ersoy Uluslararası Sempozyumları düzenledik. Bunların sayısı 12’yi buldu. İstanbul’da henüz teri soğumamış (14-15 Aralık 2012) bir uluslararası sempozyum yaptık. 12-18 Mayıs 2014’de Kazan’da, 2015’de Kırım’da, 2016’da ise Taşkent’te Akif için uluslararası sempozyumlar programladık. Tümünün işlemleri devam ediyor. Bağlantılarımızı tamamlamak üzereyiz. Bunu daha çok söz konusu ülkelerde, üniversitelerle gerçekleştiriyoruz. Son olarak Tataristan’da Kazan Devlet Üniversitesi’yle işbirliği yaparak hayata geçiriyoruz Türk Dünyasını Aydınlatanlar Mehmet Akif-Abdullah Tokay Uluslararası Sempozyumu’nu.

Ülkelerle ülkelerin ilişkileri hükümetlere göre değişebiliyor. Ancak üniversite ve sivil toplum ilişkileri güçlü tutulunca bunda aksama fazla olmuyor. Üstelik bu ülkelere siyasî veya dinî söylemlerle girmek çoğu zaman zor oluyor, kamu ile ilgili faaliyetler bile tartışılır hale getirilebiliniyor. Dolayısıyla ülkeler ve devletlerarası ilişkilerde sivil toplum önde olmalı ve programlar sanat, edebiyat, kültür ve medeniyet hareketleri içinde gerçekleşmelidir.

Mehmet Akif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı bunu yapmaktadır ve hala kiradadır, kendi yeri yoktur. Bu da adeta Akif’in bir yansıması olarak tecelli etmiştir. Belki vakfımız imkân, unvan, kaynak gibi cazip şeylere ulaşsa sanırım gönüllü hizmet bu kadar etkili olmaz. Ancak Akif’in hatıralarının olduğu yerlerden birinde hususan da İstanbul veya Ankara’da kendi malımız bir yer olsa sanırım hizmetlerimiz katlanarak devam edebilir. Sağlık olsun. Bunu şikâyet olarak değil, durum tespiti olarak söyledim. Safahat okullarımızda ‘seçmeli ders’ olarak okutulmalı diye düşünüyorum yeni nesiller için. Hatta geç kalınmamalı. Hemen devreye girmeli Yarınki Türkiye için. Anlamadığım bir husus da bir kamu televizyonu olan TRT, neden hala miras yiyor da, Akif’in hayatını ve Safahat’ı sinemaya aktaramaz. Böyle bir yönetim tarzını anlamakta zorlanıyorum. Çünkü Akif’in anlattıkları bugün hala sorun olarak karşımızda, gösterdiği hedefler de en ideal olanı. İnsanların idealizmi çözülürse, galiba kendilerini konjonktüre, unvana, makama, imkâna ve modaya endeksliyorlar.

20-27 ARALIK MEHMET AKİF ERSOY HAFTASIDIR

İstiklal Marşı’mızın TBMM’nden kabul edilişinin yıl dönümü olan her 12 Mart’ta Ankara’da adı Mehmet Akif Ersoy olan okullarla bir araya geliyor, öğrenci ve öğretmenlerden müteşekkil grupları önce İstiklal Marşı’nın yazıldığı Hacettepe Üniversitesi Samanpazarı Kampüsü içinde yeralan Taceddin Dergâhı’na götürüyoruz. Burada bir tören yapılıyor ve Mehmet Akif Ersov Evi’ni gezdiriyoruz. Sonra marşımızın kabul edildiği Ulus’taki Birinci TBMM’ne gidiyor ve burada da söz konusu günü hatırlatmaya çalışıyoruz. Bundan sonraki hedefimiz Bakanlıklardaki TBMM’dir. TBMM Başkanları heyetimizi kabul ediyor ve daha sonra TBMM’ni gezdiriyoruz gençlere. TBMM Genel Kurulu’nu gösterirken diyoruz ki ‘Sizler ilerde hukukçu, öğretmen, akademisyen, hekim, mühendis, kamu görevlisi, sanatçı, yazar veya müteşebbis olarak ülkenize ve insanınıza hizmet ettikten sonra politikaya girerseniz bu kürsülerde Asımın Nesli yani sizler olacaksınız. Hizmetler edeceksiniz. Mehmet Akif   gibi hizmetleri hâlâ şükranla anılmak isterseniz, O’nun çizgisinde gideceksiniz Asımın Nesli olarak. Bir doğu, bir batı dilini öğrenecek, sektörünüzde en iyisi ve iddialısı olacaksınız. Cihanşümul boyut kazanmak mecburiyetindesiniz. Dünyaya ‘biz de varız, söyleyeceklerimiz olacak’ diyeceksiniz.” Biçiminde hatırlatmalar yapıyoruz. Sonra da okullarına bırakıyoruz.

Bugüne kadar 20 kadar kitap, film, CD, DVD yayınımız oldu. Mehmet Akif Ersoy ve eserleri konusunda mezuniyet tezi hazırlayanlara, master, doktora yapanlara katkı veriyoruz. Akif’in doğum tarihi 20 Aralık 1873’tür. Bizim geleneğimizde ölüm yıl dönümlerini anmak 10 Kasım’dan mülhemdir. Dolayısıyla vakfımız bunu 20-27 Aralık Mehmet Akif Ersoy Haftası olarak programlamaktadır. İsmi Mehmet Akif Ersoy olan mahalle, semt, okullar ile birebir temas halindeyiz. Oralara faydalı olmaya çalışıyoruz gücümüzün yettiği kadarıyla.

 

MEHMET CEMAL ÇİFTÇİGÜZELİ (Kilis-1945)

1945 yılında Kilis’te doğdu. Kilis Kartalbey İlkokulu ve Kilis Orta Mektebi’ni bitirdi. 27 Mayıs Askerî Darbesi günlerinde 15 yaşında 8 öğrenci arkadaşı ile birlikte gözaltına alındı. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandı ve berat etti. Yazı ve görüşlerinden dolayı 40’ı aşkın bu yargılamaları ömür boyu hep sürdü ve hep aklandı. En son Ankara’da berat etti (2006).

Kilis Huduteli Gazetesi’nde yazılar yazmaya başladı, 5. Sayıda kapatılan Pırıltı adında bir sahife yönetti. (1961), Gaziantep Yeni Ülkü Gazetesi’nin Kilis Muhabirliğini yaptı. Mecburen gittiği İstanbul Vefa Lisesi’nden mezun oldu. Necip Fazıl Kısakürek, Ali Fuat Başgil, Faruk Kadri Timurtaş, Nurettin Topçu, Bekir Berk, Zübeyr Gündüzalp, Sezai Karakoç, Hüseyin Rahmi Yananlı, İsmail Dayı ile tanıştı. Marmara Kıraathanesi’ne ve kanaat önderlerinin derslerine devam etti. Büyük Doğu Fikir Kulübü’ne üye oldu (1964).

İİTİA Gazetecilik ve Halkla İlişkiler Yüksek Okulu (1968) ve İstanbul Basın Yayın ve Radyo-Televizyonculuk Yüksek Okulu’dan (1978) mezun oldu. Ankara Devlet Lisan Okulu ve Tunus Habib Burgiba Yabancı Diller Okulu’ndan sertifika aldı. Yüksek tahsilini tamamlarken Babıali’de Sabah’ta profesyonel gazeteciliğe (1967) başladı. Haftalık İttihad gazetesinde yazı işleri müdürlüğü yaptı. Her yazı-haber sorumluluğundan dava açıldı. Milli Türk Talebe Birliği’nde 48. Dönem Basın-Yayın Müdürlüğünü üslendi ve Millî Gençlik Dergisi’ni yayınladı. Gençlik eylemlerine katıldı. İlk kitabı ‘Millî Bir Eğitime Doğru’ yayınlandı. Bugün, Sebil, Tercüman, Özgür gazetelerinde çalıştı. Sırdaş Yayınevi’ni 4 arkadaşı ile birlikte kurdu, genel yönetmeni oldu. Fikir özgürlüklerini savunan ‘Yüz altmış üç’ adlı incelemesi, ‘Muhterem Başkan’ adlı biyografik çalışması ve 1968 kuşağı gençliğini anlatan ‘Kavgamız’ adlı eseri yayınlandı. TRT’ye geçti, Ankara Haber Merkezi’nin değişik birimlerinde muhabir, metin yazarı, program sorumlusu, yönetici olarak 32 yıl hizmet verdi. Mısır Temsilcisi oldu. TRT yönetiminin tacizleri karşısında emekliliğini isteyerek İstanbul’a yeniden göçtü (2008). Türk Cumhuriyetleri bağımsızlığını kazanınca tümüne giden ilk yazarlardan biri oldu. ‘Yıldızlar Yeniden Parlıyor’ adlı gezi kitabında Türk Dünyasını anlattı. Bu alakası hala yakından sürmektedir.

Türkiye Yazarlar Birliği’yle Mehmet Akif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı’nın14 arkadaşıyla birlikte kurucuları arasında yer aldı, yönetimlerini üslendi. Zaman Gazetesi’nin kurucu yazarı oldu, Kulis’ler yazdı, röportajlar yaptı. Türkiye Gazetesi’nde 12 yıl Ayhan Katırcıkara imzasıyla Fantezi ve Kulis yazıları kaleme aldı. Yayınlanmış 20 kadar kitabı vardır. Son olarak Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş ile birlikte ‘Ey Güzel Kırım’ adlı gezi kitabı neşredildi. Avrupa, Amerika, Afrika ve Asya kıtası ülkelerinde çok sayıda miulletlerarası toplantılara katıldı, tebliğ sundu, konferanslar verdi. Halen www.sanatalemi.net isimli internet sitesinde ve Kilis Kent’te köşe yazısı yazmaktadır. Milletlerarası Gazetecilik Federasyonu FİJ üyesidir. Türk Süsleme Sanatları hocası, ressam, müzehhibe ve minyatür ustası Serhan Çiftçigüzeli ile evli olan yazar, Furkan-İsmail ve Fulya-Burkan’ın babası, Can’ın da dedesidir.

Bu yazı toplam 3988 kez okundu.
DİĞER HABER BAŞLIKLARI
 
Copyright © 2017 Mehmet Akif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı. Adres : Atatürk Bulvarı Sefaretler Apartmanı 199/9 Kavaklıdere Ankara
wow gold runescape gold buy wow gold rs gold cheap runescape gold wow accounts world of warcraft gold swtor credits runescape items