Mehmet Çiftçigüzeli
mehmetciftciguzeli@hotmail.com
İstiklal Marşı 87 Yaşında
12 Kasım 2009 Perşembe 16:17
1936 yılının
Haziran ayında İstanbul Taksim’deki Mısır Apartmanı’nda yoğun bir
ziyaretçi akını vardı. Beyoğlu İstiklal Caddesi (Galatasaray)
üzerindeki Mısır Apartmanı Abbas Halim Paşa tarafından Ermeni mimar
Hovsep Aznavuryan’a yaptırılmıştı. (1910) O günkü adıyla Cadde-i
Kebir’deki Mısır Apartmanı Art Nouveau stilinde tasarlanmış, ancak
“birinci mimarlık dönemi”nin izlerini taşıyor. Birçok ünlü gibi Mithat
Cemal Kuntay ve Fuat Şemsi İnan da Mısır Apartmanı’nda oturmuşlardı.
Mısır’dan hasta
ve yorgun dönen Mehmet Âkif Ersoy (16 Haziran 1936) vatanında ölmek
istiyor ve diyordu ki “ Cânı cânânı bütün varımı alsında hüdâ/ etmesin
tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.”
Abbas Halim
Paşa ve öteki dostları, Mehmet Âkif’ Ersoy’u Mısır Apartmanı’nda konuk
ettiler. Bir ara Nişantaşı Şifahanesinde tedavi gördü. Zaman zaman da
Abbas Halim Paşa’nın Alemdağı’ndaki çiftliğinde kalıyordu. Siroz her
geçen gün ilerliyor, Âkif’i bitap bırakıyordu.
Mehmet Âkif
Ersoy İstiklâl Savaşımızın kazanılmasından mutlu ve mesrurdu. Konuşma
İstiklâl Marşı’na geldiğinde de yatağından zorda olsa kalkıyor ve
konuklarına diyordu ki;
“- İstiklâl
Marşı: o günler ne samimi, ne heyecanlı günlerdi. O şiir milletin o
günkü heyecanının bir ifadesidir. Binbir facia karşısında bunalan
ruhların ızdıraplar içinde halâs dakikalarını beklediği bir zamanda
yazılan o marş, o günlerin kıymetli bir hatırasıdır. O şiir bir daha
yazılamaz. O’nu kimse yazamaz. O’nu bende yazamam. O’nu yazmak için, o
günleri görmek, o günleri yaşamak lâzım. O şiir artık benim değildir. O
milletin malıdır. Benim milletime karşı en kıymetli hediyem budur.”
Halide Edip
Adıvar’ın romanına verdiği ismiyle “Türk’ün Ateşle İmtihanı” bütün
dünya milletlerini dehşete düşürecek, iştahlarını kursaklarında
bırakacak derecede üstün bir muvaffakiyetle verilmişti.
Vatanın
bağrından Namık Kemal’in değişiyle “Düşmanın Hançeri” çekip,
çıkarılmıştı. İstiklâl Savaşında Türkler sadece ülkeyi işgal eden
Fransız, İngiliz, İtalyan, Yunan ve İtilaf devletlerine karşı mücadele
vermiyordu; açlığa, sefalete, hastalığa, imkansızlığa, vefasızlığa,
hainliğe karşı da savaşıyordu. Türk’ün zaferi dünyadaki bütün mazlum
milletleri de sevindirmiş, örnek teşkil etmişti.
İstiklâl
Savaşı’na Mehmet Âkif Ersoy’da katılmıştı. İstanbul’un işgalinden sonra
Eşref Edip Fergan’ın yayınladığı ve kendisinin de yazı ailesinde
bulunduğu Sebülürreşad dergisi neşriyatına ara vermişti. Sebülürreşad
mührü ile birlikte Âkif ve Eşref Edip Kastamonu’ya yerleşerek
mücadeleye orada devam ettiler. Mehmet Âkif, Kastamonu Nasrullah
Camii’nde verdiği vaazlarla halkı milli mücadeleye davet etti. Onları
yüreklendirdi. Şiirleriyle cesaretlerini arttırdı. Öyleki; Genelkurmay
Başkanlığı Âkif’in bu çalışmalarını çoğaltarak cephedeki Mehmetçiklere
dağıttı.
Balıkesir
Zagnos Paşa Cami’indeki vaazları da Nasrullah Cami’indeki kadar
şiddetliydi. Hep ümit veriyordu milli mücadelede. Nitekim Mustafa Kemal
Paşa’da Zagnos Paşa camii’nde minberden bir konuşma yaparak halka mesaj
verdi, zafer için onları heyecanlandırdı.
Mehmet Âkif
Konya’da isyanı bastırdı. Cephe cephe dolaşarak, savaşan askerlerimize
umut ve heyecan verdi. Görevli olarak Suudi Arabistan’a gitti. Necid’de
kuşçu başı Eşref Bey’in başkanı olduğu heyetle birlikte; isyan eden
Şerif Hüseyin’e karşı, devlete sadık kalan Necid Meliki İbnürreşid ile
Riyad’da görüştü.
Savaşta
müttefikimiz olan Almanlar; Rus, İngiliz ve Fransız ordularındaki savaş
sırasında esir olan Müslüman askerleri ayrı kamplarda toplamışlardı.
Müslüman esirlere iyi muamele ediliyordu. Bir jest olarak Almanlar,
içlerinde Mehmet Âkif Ersoy’unda olduğu bir heyeti Berlin’e davet
ettiler. Âkif’in Müslüman esirlere hitaben yaptığı konuşma da Almanlar
tarafından konuşularak dağıtıldı.
İstiklâl
Savaşı’nın zaferle sonuçlanması Ankara’daki hareketliliği hızlandırdı.
TBMM çalışmalarını aralıksız sürdürüyordu. Mehmet Âkif’de önce Biga,
sonra Burdur mebusu olarak parlamento’da gayret gösteriyordu.
Genelkurmay Başkanlığı o sıcak günlerde Milli Eğitim Bakanlığı’na müracaat ederek:
“- İstiklâl
Savaşımızın mânâsını anlayacak, halka ve askere heyecan verecek ve
diger milletlerde bulunan milli Marşlara denk olacak bir marş.”
istedi.
O günkü adıyla
“ Maarif Vekaleti” bütün kuruluşlara bu isteği bir genelge ile
bildirdi. Ayrıca gazetelere de ilanlar verilerek “ birinci gelecek
şiire 500 Lira ve bestesine de aynı şekilde 500 Lira mükâfat”
verileceği açıklandı.
Yarışmaya şiir yağıyordu. 724 şiir gönderildi 6 ay içerisinde. 6 şiir elemeye kaldı.
Hüseyin Suat Bey yarışma şiirinde şöyle diyordu;
“ – Türk’ün
evvelce büyük bir pederi/ Çekti sancağa hilâl-i seferi / Kanımızla
boyadık bahr-ü Berri / Böyle aldık bu güzel ülkeleri/ İleri arş ileri /
Geri kalsın vatanın kahpeleri.”
Matbuat Müdüriyet-i Umumiyesi Muharrirlerinden Kemalettin Kami uzun şiirinin bir bölümünde şunları söylüyor;
“- Göz yaşına veda et/ Ey güzel Anadolu/ Hakkını korur elbet/ Türk’ün bükülmez kolu.”
Yarışmaya Ankara’dan “A.S.’nin gönderdiği şiir de şöyle;
“- Millet aşkı,
din aşkı, vatan aşkı uyansın/ Yurduma göz dikenler al kanlara boyansın/
Ya ben, ya onlar diyen silahına dayansın/ Türk oğludur bu millet/
Türk’ündür bu memleket!”
Merzifon İdadisi Hat Muallimi İskender Haki Bey’in şiiri de şöyle;
“- Ey Müslüman, Ey Türkoğlu/ Açıldı İstikbâl yolu/ Benim son günlerimdir / Diyor size Anadolu”
Yarışmaya “M” Rumuzu ile giren sanatçı ise bakın neler sıralamış:
“-
Altıbin yıl efendilik yaptın/ Kahraman Türk idi cihanda adın/ Bir
ateşten siperdin İslam’a/ Sönmeyen bir güneş gibi yaşadın.”
Kısa örnekler aldığımız yarışmanın son şiiri Mehmet Muhsin Bey’in:
“-
Yıllarca altı cephede ateşle kanlara/ Türk’ün hilal-ü dinine düşman
olanlara/ Ceddin o, yıldırım gibi sardın zaman zaman/ yüksek başın
eğilmedi bir an cihanlara.”
Elemelerde ortaya çıkan bu altı
şiir çoğaltılarak milletvekillerine dağıtıldı. Ancak İstiklâl
Savaşımızı ve halkımızın kahramanlığını, fedakârlığını anlatan dizeler
daha güçlü olmalıydı, daha etkili ve tesirli bulunmalıydı. Duygu
çağlayanı aranıyordu, insanları heyecana gark edebilecek, öz ve has
kimliğini aktaracak, değerleri yücelikleri, güzellikleri yansıtacak bir
şey.
Tek kelime ile bir “milli yemin” arıyordu TBMM.
Maarifvekili ve büyük hatip Hamdullah Suphi Tanrıöver, Mehmet Âkif’i ziyaret ederek, ondan bir şiir istiyor. Peki neden?!
Finale kalan şiirler beğenilmemiş miydi? Yoksa bir başka husus mu vardı?
O güne kadar
Mehmet Âkif’ten bir çok arkadaşı bu yarışmaya katılmasını istemiş,
sanatçı hepsini münasip bir dille reddetmişti. Oysa o sırada sırtına
giyecek bir paltosu bile yoktu. İhtiyaç sahibi birine vermişti.
Ankara’nın o Mart soğukları hatırlanınca kışın nasıl geçtiği bilinir.
Mehmet Âkif’te üşüyordu bittabi. Zaman zaman baytar (veteriner)
meslektaşı Profesör Şefik Kolaylı’nın paltosunu ödünç alıyor, sırtına
geçiriyordu. İkâmet ettiği Samanpazarı’ndaki Taceddin Dergah’ından,
Ulus’taki TBMM’ne gitmek epey bir zaman alıyordu, yol yakın değildi. O
günlerde tarım alanı olan bölgede rüzgâr insanları uçuracak kuvvette
esiyordu zaman zaman. Hamdullah Suphi Bey’in ısrarını kıramadı, kendisi
de “mükâfat vermeyecekleri” sözü alarak şiiri yazmaya başladı.
Sabahlara kadar uyumadı. Duygulandığı anları hemen not ediyordu. Duvara
yazıyordu, adeta kazıyordu. 17 Şubat 1921 günü İstiklâl Marşı’nın
yazımı tamamlandı.
Şiir, TBMM
Başkanlığı’na teslim edildi. Oy birliği ile kabul gördü. Defalarca
okundu, ayakta alkışlandı. 12 Mart 1921. Peki mükâfat ne olacaktı.
1921in 500 Lira’sı onlarca apartman ederdi. Üstelik Âkif parasızdı. Eşi
İsmet Hanım astım hastasıydı, bakıma ve ilaca muhtaçtı.
Mehmet Âkif 500
Lira mükafatı darülmesai (iş evi) adlı Hilâl-i Ahmer’e bağışladı. Yani
Kızılay’a. Kızılay’da hastanelerde tedavi gören yaralı askerlerin
ihtiyacı için harcadı.
İstilâl Marşımızı Mehmet Âkif “Karaman Ordumuza” ithaf etti ve Safahat’a almadı. Ne diyordu marşımız:
“Korma, sönmez bu şafaklarda yüzen alsancak.”
“Ey
bu vatanın kurtuluşu için milletimizin maddi ve manevi varlıkları için
savaşan arkadaş; merak etme, endişelere kapılıp üzülme, yurdumun düşman
işgal ve zulmü altında, akşam karanlığı çökmüş göklerinde, gün
batımının kızıl şafakları içinde bir alev gibi süzülüp dalgalanan al
bayrağımız yere inmeyecek, daima yüksekte kalacak ve onun alevleri, bu
topraklardaki son bir ocak yandıkça ve canlı tekbir kişi kalana değin
sönmeyecek ve daima yaşayacaktır. (Mehmet Ertuğrul Düzdağ’dan)”
Bütün
okullarımızda okuduğumuz İstiklâl Marşı bir iman tazelemektir.
Dinamizmdir. Türk dilinin en güzel örneğidir. İyi ki öyle yazılmış.
Muhtevası ve duyguları harikadır. Fazilet ve medeniyeti öne
çıkarmaktır. Ümittir ve aydınlığa yol almaktır.
İstiklal Marşı tefekkürdür, ruhdur, heyecandır, hikmettir. Şanlı mazimizdir, Kahramanlık destanımızdır, heybetli kimliğimizdir.
Dik bir duruştur.
Özgürlüğün simgesidir.
Milli mutabakattır.
Maneviyat sembolüdür.
Kararlılık, yurtseverlik, özgürlük aşkı ve çağdaşlıktır İstiklâl Marşımız.
Mehmet Âkif Ersoy’a gelince, örnek şahsiyettir.
İmân ve âhlak sahibidir.
Mert ve sarsılmaz bir karakterdir.
Milletin ta kendisi bir insandır.
Toplumun derdini kendine dert edinmiş bir sanatçıdır.
Halkın duygu ve düşüncesiyle donanmış bir yapıdır.
İstikbâli bütün refahıyla arzu eden bir mütefekkirdir.
Dizeleri yumrukları gibi vurucu bir sporcudur.
Yol göstericidir.
Düşünce adamı, fikir önderidir.
Mehmet
Âkif Ersoy iyi bir aile babasıdır, hisli bir eştir, iddialı bir
güreşçidir. Örnek bir akademisyendir. Fedakar bir milletvekilidir.
Cömert, mükrim
ve çetin eviz bir dosttur. Azimli, vefalı, mütevazi vakur, cesur,
mahcup, mukavim, yalnız, daima okur ve okutur, taassuba, cehalete,
sapıklığa sonuna kadar düşman, müstağni, sözde ve özde gerçek Müslüman
kahraman Türk milliyetçisi, yiğit bir memleket sever, Müslümanlara
islamı yeniden okutmaya çalışan entelektüel ahlak sahibi bir
sanatçıdır.
His ve fikirleri milletin ve tarihin birer motifi ve tezyiniydi.
“ Toprakta gezen gölgeme, toprak çekilince,
Günler şu heyülayı da ergeç silecektir,
Rahmetle anılmak, ebediyet budur amma,
Sessiz yaşadım, kim beni nereden bilecektir.”
Mehmet Âkif Ersoy diyordu ki “ Allah bu millete bir daha İstiklâl Marşı yazdırtmasın.” Ama Mehmet Âkif Ersoylar hep olsun.
İstiklâl
Marşımızın yazıldığı, bugün için Hacettepe Üniversitesi Saman Pazarı
kampüsü içinde olan Merhmet Akif Ersoy Müzeevi de (Taceddin Dergahı)
tarihi dokusunu koruyan bir cazibe merkezi olarak Türkiye Büyük Millet
Meclisi’ne bağlanmalıdır.
Bu yazı toplam 19432 kez okundu.