Mehmet Çiftçigüzeli
Mehmet Çiftçigüzeli
mehmetciftciguzeli@hotmail.com

AKİFLER VE TUKAYLAR


20 Temmuz 2014 Pazar 14:56

“Bırak beni haykırayım, susarsam sen matem et!

Unutma ki şairleri haykırmayan bir millet;

Sevenleri toprak olmuş, öksüz çocuk gibidir!”

“Bu dizeler Türkocağı kurucusu ve Türk Yurdu Yazarı, Şairi, Edibi Mehmet Emin Yurdakul(1869-1944) merhuma aittir. Bu şiirdeki gibi haykıran diğer iki sanatçı ise Mehmet Akif Ersoy(1873-1936) ve (1886-1913) Abdullah Tukay’dır. Bu iki sanatçımızın hayatı ve yaşadığı dönemler de birkaç istisnası dışında o kadar birbirine benziyor. Mehmet Akif ve Abdullah Tukay ülkesi, insanı ve bir barış toplumu için canhıraş, çığlık çığlığa ses veren iki sanatçı. Yaşadıkları dönemler ise fakirlik, fukaralık, savaş yılları. İhanetler, göçler, yanğınlar, açlık ve sefalet görmüşler her ikisi de.

Mehmet Akif Bey’in ilk hocası ailesidir. Babası müderris Hoca Temiz Tahir Efendi’den ilk dersini almıştır. Mehmet Akif’e babası hususi muallimlik yapmıştır. Abdullah Tukay’ın Annesi Bibi Memdude Hanım ve Dedesi Zinnetullah Bey de aynı zamanda birer sanatçıdır ve şiir yazmaktadır. İlk dersleri ve öğretisi aileden neşvünama buluyor. Abdullah Tukay Mutiiullah Medresesi’nde tahsil görürken, Arapça, Farsça, Rusça ve Türkçe en iyi bir şekilde öğrendi. Hocası Mutiiullah’tan çok etkilendi. Medrese Hocası babası hep alimlerle birlikte olduğundan Mehmet Akif Ersoy bundan etkilendi, ancak resmi öğrenimini İstanbul Fatih Merkez Rüştiyesi’nde eğitimini sürdürdü. Doğu ve batı dillerini öğrendi. Arapça, Farsça, Osmanlı Türkçesi ve Fransızcası mükemmeldi.

Her iki sanatçının da öyle görülüyorki   şiir, yayın, dergi hemen genç yaşlarında hayatlarına giriyor. Abdullah Tukay fikir gazetesi de yayınlayan Kamil Mutii’nin matbaasında çalışmaya başlıyor, yazı ve sanat hayatını adım atıyor. El Asr Ül Cedid (Yeni Asır) ve Uklar Dergisi’nde yazılar yazıyor, redaktörlük görevi üsleniyor.

HEM AİLE, HEM MEKTEP-MEDRESE EĞİTİMİ

Mehmet Akif Ersoy’un ismi ise Sıratımüstakim ve Sebülürreşad dergisiyle örtüşmektedir. Hem başyazarı, hem her yeni yazı ve şiirleri bu iki dergide yayınlanmaktadır. Safahat’taki dramalarında karamizah çalışmaları da vardır Mehmet Akif’in. Abdullah Tukay’a gelince 26 yıllık ömründe mizaha da yer vererek, Mirza El Ekber Sabir’in yayınladığı mizah dergisi Molla Nasreddin vaz geçemediği bir yayın oldu, takib etti. Türk ve Fransız Edebiyatı’na alakası büyüktü, öğrenme cehdi vardı ve bu çalışmaları   türkiye’den Kazan’a giden Abdulveli Emrullah vasıtasıyla yakın takibe aldı. Mehmet Akif Ersoy ise   Ispartalı Hakkı, Baytar İbrahim Bey ve Lonlu Fransız Kamil’den Fransızca dersler alıyor, Aleksandr Dumas Fils’i orjinalinden inceleyebiliyordu. Her iki sanatçının bir ortak önemli özelliği de hafız olmalarıydı. Şairlikleri ise her ikisinin de daha talebelik dönemlerinde başlamıştı.

Mehmet Akif Ersoy ve Abdullah Tukay iki önemli entelektüel olarak yaşadıkları toplumda taassubu, geri kalmışlığı, eğitimsizliği, tutuculuğu, kolaycılığı, neme lazımcılığı, bağnazlığı gördükleri ve yaşadıkları için ıslahatçı görüşlere sahiptiler. Her iki sanatçı da taşdıkları sorumlulukları sanatlarıyla örtüştürmüşlerdi. Yani bir zamanların tartışması olan sanat toplum içine “evet” demişlerdi. Sanatı sanat için yapmadılar, ülkesi ve insanları için gerçekleştirdiler. Bundan dolayı asırları geçerek günümüze taptaze gelebildi çalışmaları. Ayrıca şiirleri Türk halkı ve islam coğrafyasının gündelik hayatı, sorunları, kültürü ve folklöründan beslenmiştir. Bu açıdan her iki sanatçı da Türk Edebiyatının öncüleri ve bayraktarı olmuştur. Bugün Abdullah Tukay’ın 100.; Mehmet Akif Ersoy’un doğumunun 141. Yıldönümlerinde programlarla anılıyorlarsa bu hem unutulmadıklarını, unutulmayacaklarını ve hem de bir aydın sorumululuğu içinde görevlerini yerlerine getirdikleri manası taşır.

AYNI KÖKTEN BESLENEREK DİK DURMAK

Bu bağlamda Mehmet Akif Ersoy ve Abdullah Tukay Türk Milletinin Vicdanı olmuşlardır. 26 yıllık kısa hayatı   yoksulluk, fukaralık, sefalet içinde geçen Abdullah Tukay, tedavi imkanlarından yoksun olmasından dolayı veremden vefat etti. Mehmet Akif Ersoy’un ise hayatı boyunca hiç maddi imkanı olmadı, bazen şehre inecek para bulamadığı için evinde kaldığını dostarına yazdığı mektuplandan anlıyoruz. Mehmet Akif Ersoy da siroz hastalığından vefat etti. Her iki sanatçı da Türk Dünyası’nın; istiklalinin ve istikbalinin şairleriydi.

Türk Dünyası’nın sadece yazarları, şairleri, akademisyenleri, fikir adamları değil halkı da birbirine benzer. Destanları, atasözleri, kelam-ı kibarları, ninnileri, taşlamaları, bilmeceleri, latifeleri, efsaneleri ve dualarını da birbiriyle örtüşür. Türk Dünyasından her kesimin anlayacağı bir ninni mesela:

“Elle balam, elle yey canım,

Canım balam, elle yey!” diye dillendiren anneler Türkiye’de aynı ninni de şöyle seslenirler:

“Ninni yavrum, ninni,

Uyusun da büyüsün ninni,

Canım yavrum ninni..eeeee!”

Bu kadar örtüşüyor anne yürekleri, bebek ninnileri.

Mehmet Akif Ersoy’un şiirleri başta Mehmet Akif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı’nın girişimleriyle 24 dile çevrildi. Bu tercüme çalışmaları değişik dillerde hala devam etmektedir. Abdullah Tukay’ın şiirleri ise 35 kadar doğu ve batı dillerine tercüme edilmiştir. Bu tercümeler aynı zamanda sanatçıların ülkesini ve milletini tanıtması açısından da çok önem arz etmektedir.

Batı ülkeleriyle SSCB zamanında iletişimin yeterle olmamasına rağmen Abdullah Tukay başta olmak üzere, onlarla Türk dünyası sanatçı, yazar, fikir adamı ve alimlerin eserleri Türkiye Türkçesi’ne tercüme edilmiş ve yayınlanmıştır. Ayrıca etkinlikler proğramlanmıştır. Bunlardan Mehmet Akif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı ve Mehmet Rüyan Soydan Arşivi’ne göre önemli hatırlatmaları şöyledir.

50 YIL ÖNCE 50 YIL SONRA

1.İdil Ural Türkleri Kültür ve Sosyal Yardım Derneği İstanbul Beyazıd Beyazsaray Abdullah Düğün Salonu’nda(11 Nisan 1964) “Büyük Kazan Türkleri Şairlerinden Merhum Abdullah Tukay’ı anma töreni” tertip etmiştir. Toplantıda tercüme-i hali okunan Abdullah Tukay’ın eserleri müzik, türkü ve çeşitli oyunlar ile sahnede canladırılmıştır.

2.İstanbul’da Abdullah Tukay Gençlik kulübü kuruldu(1965). Tukay Bülteni yayına başladı.

3.Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü önce tek cilt, sonra yeni baskısını üç ciltten oluşan Türk Dünyası El Kitabı’nı yayınladı (Ankara-1976). Kazan Tatarları bölümünün tarih, coğrafya, dil, kültür, edebiyat, sanat değerlendirmesini Akdes Prof. Dr.Nimet Kurat, Prof. Dr.Ahmet Temir, Prof. Dr.Reşit Rahmeti Arat hazırladı.

4.Kazan Dergisi İstanbul’da neşriyat hayıtına girdi ve Abdullah Tukay özel sayısı yayınladı(1970). Sanatçı ile alakalı yazılar, mezuniyet tezi, master yapılmaya başlandı(1980).

5.Ötüken Yayınları 14 Ciltlik Nevzat Kösoğlu’nun hazırladığı Büyük Türk Klasikleri’ni neşretti(1979).

6.Kültür Bakanlığı Nevzat Kösoğlu Başkanlığı’nda 30 Ciltlik Türkiye Dışındaki Türk Edebiyatı Ansiklopedisi’nin yayına başladı (1994). Tataristan için özel bir bölüm yayınlandı.

7. Kazakistan Ahmet Yesevi Üniversitesi, Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, TC Diyanet İşleri Başkanlığı ve Türkiye Diyanet Vakfı Başkent Ankara’da ortaklaşa Kazanlı Alim Musa Carullah Sempozyumu düzenledi (13 Kasım 1999).

8.Ankara Bahçelievler’de 9. Cadde’nin ismi Mehmet Akif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı’nın girişimleriyle Büyükşehir Belediyesi Meclisi’nce Abdullah Tukay olarak değiştirildi.(29. Mart 2001) Tunus Caddesi üzerindeki Emlakbank Sanat Galerisi’nde Hamza Şerif’in resimleri sergilendi.

9. Mehmet Akif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı Ankara Milli Kütüphane’de Kazan Tatarlarının Milli Şairi Abdullah Tukay’ın 115. Doğum Günü düzenledi.(20 Nisan 2001)

10.Fırat Üniversitesi’nde Elazığ-Kazan Günleri Toplantısı yapıldı (2013).

11.Dersaadet Kültür Platformu Eskişehir’de Kazanlı Yenilikçi Alimler toplantısı gerçekleştirdi (4-5 nisan 2014).

12.Kırlareli Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Çağdaş Türk Lehçeleri ve Edebiyatları Bölümü   iki gün süren “Milliyetlerin Kesişme Noktası İdil-Ural Çalıştayı” düzenledi(12-13 Nisan 2014)

13. İstanbul Kağıthane Sütlüce’de Abdullah Tukay Parkı’nın açılışı yapıldı(14 Nisan 2014) ve Fatih Ali Emiri Kültür Merkezi’nde Abdullah Tukay Doğum Yıldönümünde anıldı (20 Nisan 2014).

ABDULLAH TUKAY’IN NARASI

Türkiye’de çok sayıda Abdullah Tukay adına park, sokak, cadde ve bulvar açılışları yapılmaktadır. Abdullah Tukay diyor ki;

“Ey Ana Dil, Ey güzel dil; anamın, babamın dili,

Dünyada çok şeyler bildim, senin sayende Ana Dil;

En önce bu dille anacığım beşikte ninni söylemiş,

Ardından geceler boyu, nineciğim masal anlatmış,

Ey Ana Dil! Her vakit yardımınla senin,

Küçüklükten anlaşılmışım; şadlığım kayğım benim,

Ey Ana Dil ! Senin olmuş en ilk kıldığım duam,

Bağışla diyerek, özümü, hem anacığımı, babacığımı Hüdam.”

Avrasya Yazarlar Birliği, şair Ali Akbaş ve mütercim Fatih Kutlu’nun ortak çalışmasıyla Abdullah Tukay’ın bütün şiirlerini tercüme ederek, yayına hazır hale getirdi. Neşir için hazırlıkları tamamlandı. Ancak “Bir Tatar Şairi’nin Sözleri”ni ise ilk defa Dr. Fatma Özkan’ın tercüme etti. Abdullah Tukay bu şiirinde söze şöyle başlıyor:

“Şiir söylerim,durduğum yer dar olsa bile,

Korkmam, Sevgili Milletim Tatar ne de olsa!

Göğüs gerip, karşı dururum; bana millet,

Şimdi ok atıp, ateş edecek olsa da!”

Mehmet Akif Ersoy’un Çanakkale Destanı’nı okuyanlar Abdullah tukay’ın şu dizeleriyle gönderme yapabilirler:

“Endişelenmeyiniz, düşmanın gücünden biz;

Bugün artık Ali ve Rüstem ile denkiz;

Şair ömrü boyunca kayğılanır, acı çeker,

Dalgalanmadan durulmaz engin deniz.”

Sanatçılarda böylesine engin bir ruh ve inanç birlikteliği var. Birbirlerini görmedi ve tanımadılar ama böylesine bir iman neşvüneması içindeler. Düşünceyi belirlediler. İnsan haklarını evrensel boyuta taşıdı her ikisi de. Otoriter bir hakimiyete razı olmadılar. Mütekebbir bir tavır sergilemediler. Biatçı aydına yanaşmadılar. Muktedir hizip içinde yer almadılar. Milli oldular, dik durdular. Bugün bile fikirleri, dizeleri, görüşleri, alğıları taptaze duruyor, ufuk açıyor, yol salık veriyor.

TÜRK DÜNYASI AYDINLARININ MÜŞTEREKLİĞİ

Büyük İslam Şairi Mehmet Akif Ersoy’un başyazarı olduğu, Eşref Edip Fergan’ın sahibi ve naşiri bulunduğu önce Sıratmüstakim, sonra Sebilürreşad adıyla İstanbul’da yayınlanan bu fikir dergileri etkisini Osmanlı Cihan Devleti sınırları dışına taşımıştı.

Daha yayınlanır yayınlanmaz Kırım Bahçesaray ve Akmescid’de, Tataristan Kazan’da, Azerbaycan Bakü’de, hatta Hindistan müslümanlarına kadar gidiyor ve bölgedeki aydınların dikkatini çekiyordu. Bununla da kalmıyor bu bölge aydınları Sıratımüstakim ve Sebilürreşad okumakla yetinmiyor, görüşlerini bu dergilerde yayınlatıyorlardı. Dahası da var bu gelişmenin İstanbul ve sözkonusu bu iki dergi merkezi aynı zamanda müslüman aydınların bir ugrak yeri, görüş alış verişlerini gerçekleştirdikleri bir merkez, gelişmelerden haberdar oldukları birbirlerini bilgilendirdikleri bir lokaldi.

Bu aydınların birbirinden ve çalışmalarından haberleri vardı. İşte birkaç isim bu aydınlarımızdan, fikir adamı ve müelliflerimizden: Arif Ahunov, Yusuf Akçura, Sadri Muksudi Arsal, Hadi Atlasi, Ayetullah Beyazivof, Alimcan Barudi, Musa Carullah Bigi, Abdürraşit İbrahim, Alimcan İbrahim, Ayaz İshaki, Şevket Galiyev, Gaspıralı İsmail, Rızaettin Bin Fahrettin, Seyid Gerek, Fatih Kerimi, Kayyum Nasiri, Ahmet Hadi Maksudi, Şehabettin Mercani, Halim Sabit, Alimcan Şeref, Abdullah Battal Taymaz, Zeki Velidi Togan, Ali Merdan Topçubaşı, Gabdulla Tukay, İldar Yusuf. Bunların başında da Kazanlı Müslüman Aydınlar gelirdi. Çünkü Kazan’da, üç defa alfabesi değiştirilen Rusya Müslümanlarında çok canlı bir yayın hayatı, fikir üretimi, hayatı gerektiği gibi yaşamak, idealizm ve tartışmalı çalışmaları vardı.

FİKİR HAREKETLERİNİN MERKEZİ

“Garap Harfleri Bilen Basılgan Tatarlar   Neşryatının Bibliyografısı Hezirleüçi: Mahmut Tahir Ankara-1976” çalışmasına göre yayınlanan mecmualarını hatırlayacak olursak şöyleydi: Azad Sibir, Ak-Yul, Avıl Yeşleri, Azad, Hatın, Biznin Fikir, Ed Dinu Ve’l Edip, Edebi Yardım Mecmuası, Fen Hem Din, Finlandiya İslam Mecellesi, İğiinci, İslam Mecellesi, Kiçkine İbdesler, Kristiyan Jurnalı, Mir’at, Resimler Mecmuası, Şekirtler Tanı, Şepy Agay, Şura, Ukuçı Sahifesi, Ufa’nın Avıl Kün Kürüşi Jurnalı, Yeş İşci, Yana Milli Yul, Yırak Şark.

Rusya Müslümanlarının yayınladığı gazetelere gelince: Ak Yul, An, Beyanül Hak, Beyrem Nuri, Binnun Yul, Burhan-ı Terakki, Çatkı, Çulpan, Din ve Maişet, Hukuk ve Hayat, İdil, İktisad, İlan-ı Hakikat, İşçi, Kazan Muhbiri, Kuyaş, Maarif, Malumat-ı Cedide, Malumat-ı Mahkeme-i Şer’iyye-i Orenburgiyye, Milli Bayrak, Min Yıl, Mir’at, Nur, Rusya Sevdası, Süyüm Bike, Tan Yılıdızı, Tercüman, Ülfet, Vakit, Yalt Yult, Yani Dünya, Yırak Şark ve Yuldız.

Gerek Sıratımüstakim ile Sebilürreşad ve gerekse Rusya müsülümanlarının yayınladıkları gazete ve dergilerin yazarları, müellifleri islam coğrafyasıyla, müslümanların meseleleriyle yakından ilgileniyor, çözüm üretmeye ve bilgilendirmeye çalışıyorlardı. Yayınların ve yazarlarının birbirleriyle olan sıcaklığı da dikkat çekiyor. Bir örnek verecek olursak, Mehmet Akif Ersoy Safahat’ta Abdürreşid İbrahim’in uzak doğuya yaptğı seyahatleri yansıtır. Çünkü endişeleri ve dersleri aynıdır, gayretleri ve idealleri birdir, beraberdir. Şöyleki:

Şark’ı baştan başa yıllarca dolaştım, gezdim;

Hem de oldukça görürdüm..Kafa gezdirmezdim!

Bu Arapmış, bu Acemmiş, bu Tatarmış, demedim.

Müslüman unsurunun hepsini gördüm kendim,

Küçük ademlerin ruhunu tedkik ettim,

Büyük ademlerinin fikrini ta’mik ettim!

İstedim sonra,neden böyle Japonlar yüksek?

Nedir esbab-ı terakkisi? Yakından görmek,

Bu uzun boylu mesai, bu uzun boylu sefer,

Bir kanaat verecekmiş, bana dünyada meğer.

O kanaat da şudur:

                                   -Sırr-ı terakkinizi siz,

Başka yerlerde taharriye heveslenmeyiniz,

Onu kendinde bulur yükselecek bir millet;

Çünkü her noktada taklid ile sökmez hareket.

Alınız ilmini Garb’ın, alınız san’atini;

Veriniz hem de mesainize son süraatini.

Çünkü kabil değil artık yaşamak bunlarsız;

Çünkü milliyeti yok san’atin, ilmin; yalnız,

İyi hatırda tuttun ettiğim ihtarı demin:

Bütün edvar-ı terakkiye yarıp geçmek için,

Kendi “mahiyet-i ruhiyye”niz olsun kılavuz

Çünkü beyhudedir ümmid-i selamet onsuz.

Rızaeddin Fahrettin “Biz Türküz “diyor ve yayınladığı dergisinde karşı görüşlere de yer veriyor. Bir İstanbullu yazar Ahmet Mithat Efendi’nin biyografisini hazırlayıp yayınlıyor. İstanbul ve Kazan adeta iki örtüşmüş kültür merkezi, halkları aynı heyecanı ve şevki yaşıyor.

SAFAHAT’TA NE VAR NE YOK?

Mehmet Akif Ersoy Süleymaniye Kürsüsü’nde bakın neler diyor?

“Parasızlıktı bidayette işin korkulusu;

Ağniya altını bezletti etekler dolusu..

Açtık oldukça güzel medreseler, mektepler;

Okuyup yazmayı ta’mime çalıştık yer yer.

Tatarın bugün yüzde altmışı hakkıyle okur,

Rusların halbuki nisbetleri, gayet dundur.”Shf 149

 

Yine biraz nefeslendikten sonra Süleymaniye Kürsüsü’ne devam edelim:

“-Çelebim gel bakalım, gel..dikilip durma, çay iç..

Hasta canlandı ne dersin? Bunu ummazdın ya hiç..

Kahraman milleti gördün ya: Biraz silkindi,

Leş yiyen kargaların sesleri birden dindi!

Eski sevdaları, kabilse, unutsun Ruslar!

-Ne dedin? Anlamadım! Hey gidi hülyacı Tatar!

Kahraman milleti gördün.. dediğin Türkler mi?

Sana söylersem eğer, şimdi düşündüklerimi,

Ebediyyen bu hayalata veda edersin!

-Ya senin votkacılardan mı hayır beklersin?”-shf 158

ÖNEMLİ OLAN EĞİTİM VE MUALLİM

İstiklal Marşı Şairi Mehmet Akif Ersoy Safahat’ta yine Süleymaniye Kürsüsü’nde özetin altını şöyle çiziyor:

“Size bir aile efradı yaratmış Yaradan;

Kaldırın ayrılık esbabını artık aradan! (Shf 162)”  

diyen Mehmet Akif bir müddet sonra Sibiryalı meşhur Seyyah türk   Abdürreşit İbrahim’e nispet hakikatperver bir tavırla bağırıyor, tekrarında fayda vardır, şöyle ki:

“Şark’ı baştan başa yıllarca dolaştım, gezdim;

Hem de oldukça görürdüm.. kafa gezdirmezdim!

Bu Arapmış, bu Acemmmiş, bu Tatarmış demedim,

Müslüman unsurunun hepsini gördüm kendim.”Shf.170

Mehmet Akif Ersoy problemin farkında, sorunlara cevap da veriyor, çözüm de gösteriyor:

“Teammüm etmesi lazım ma’arifin mutlak;

Okur yazarsa ahali, ne var yapılmayacak?

Donanma, ordu birer ihtiyac-ı mübrimdir,

O ihtiyacı, fakat, öğreten muallimdir!”Shf 243

Öğretmenin, muallimin, akademisyenin ne kadar önem arz ettiği ortada artık. Dahasında şöyle denmeli her halde hep birlikte, hep beraber:

“Değil mi sinede birdir vuran yürek..yılmaz!

Cihan yıkılsa, emin ol bu cebhe sarsılmaz.”shf 306

İman edilmişse eğer, biraz gende, biraz yaşanan topraklarda umut fışkırır Mehmet Akif Ersoy için:

“Hani cundileri, şahin gibi, ceylan kovalar;

Köpürür, dalgalanır, yemyeşil engin ovalar?

Hani tarihi soruldukça, mafahir söyler,

Kahraman yetişen toprağı zengin köyler”Shf 336

Asım’da Mehmet Akif Ersoy bütün dikkatleri çekmek üzere şöyle demek durumunda kalır sanırım:

“Hocazadem, ne sülükmüş o meğer vay canına!

Diş bilemiş senelerden beri Türk’ün kanına.

Emiyor fırsatı bulmuş yapışıp, hem ne emiş?

Kene bir şey mi aceb, ah o ne doymaz şeyimiş!” Shf 347

AMİN ALAYI VAKTİ YAKLAŞIYOR

“Peki çare nedir?” diye soracak olursanız, Mehmet Akif hemen reçetesini de yazarak gösteriyor;

“Kimse evladını cahil koymak ister mi ayol?

Bize lazım iki şey var: Biri mektep, biri yol” Shf 354

Ordunun Duası’ndaki Mehmet Akif’in yakarışına hep birlikte “amin” demek vakti geldi galiba:

“Türk eriyiz, silsilemiz kahraman..

Müslümanız Hakk’a tapan Müslüman,

Putları Allah tanıyanlar aman!

Mescidimin boynuna çan asmasın,

Amin desin hep birden yiğitler,

“Allahu Ekber!” gökten şehitler,

Amin!. Amin!. Allahu Ekber!” Shf 528

ORTAK DİL TÜRKÇE

Gerek Mehmet Akif Ersoy ve gerekse Türk Dünyasını Aydınlatan diğer soydaş, karından, dindaşı sanatçı başta Abdullah Tukay; “Şairleri Haykıran Millet”in temsilcileri. Hala Türk Dünyası’na, İslam Coğrafyası’na ve dünya kamuoyuna söyleyecek sözleri var, dinletecek dizeleri mevcut. Fakirlikleri, hastalıkları, parasızlıkları, bazı yönetimlerin onları dışlaması; sevdalarından onları vazgeçiremedi. Böyle bir tutku, böylü bir aşk onlarınki. Tek mirasları bugünkü nesillere kadar uzanan, bütün evreni kucaklayan şiirleri, yazıları ve fikirleri. Adam gibi adam, sanatçı gibi sanatçı, şair gibi şair, vatandaş gibi vatandaş olmaları en büyük vasıfları. Dünyevi nimetlerle mutlu bir hayat belki sürdüremediler , ailelerine görkemli bir miras bırakamadılar ama, eserleri hala bizi ve bütün dünyayı etkilemeyi sürdürüyor.

Bugün Mehmet Akif Ersoy denince Türkiye ve Türkiye Türkçesi hatırlanıyor. Abdullah Tukay denince hemen akla Tataristan, İdil-Ural Türkleri, Kazan Tatarcası(Türkçesi) geliyor. Ali Şir Nevai’nin ismini daha duyar duymaz Özbekistan’ı gözünüzün önüne getiriyor ve Çağatay Türkçesi diye bir dil olduğunu fark ediyorsunuz. Kazakistan’da Ahmet Baytursunoğlu da öyle, Azerbaycan’da ise Hüseyin Cavit. Bir tespitimi grurla hatırlatabilirim Türk Dünyası yazarları, fikir adamlar, müellif ve sanatçılarının çoğunun eseri Türkiye Türkçesi’ne tercüme edilmiş ve yayınlanmıştır. Dileğim bu hızlı akışın bütün Türk Dünyası içinde artarak sürmesidir.

Peki bundan sonra?

Türk Dünyasının yeni bir medeniyet tasavvuru ortaya koyması, sanat ve kültür hayatında etkili olması, insan endeksli politikalar üretilmesi gerekecek. Yani Akiflerin, Tukayların, Hüseyin Cavitlerin, Abayların, Bahtiyar Vahapzadelerin mirası hep böyle yenmemeli, bunların yerine yeni isimler ve resimler konabilmelidir. Önce, değişik lehçe ve şivede de olsa; dünya sıralamasında ilk 10 içindeki 300 milyon insanın kullandığı ortak dil; Anadil Türkçe. Abdullah Tukay’ın deyişiyle “Anamın babamın dili/Dünyada çok şeyler bildim/ Senin sayende Ana Dil!” Çünkü Türk Dünyasının insan kaynağı zengindir. Aynı yeraltı ve yürüstü kaynakları gibi.

ÖNCELİK KÜLTÜR, SANAT VE MEDENİYET HAREKETİ

Tarih ile de sabittir ki günümüzde de uluslararası ilişkilerde devletlerin yönetimleri değiştikçe; politikalar da tebeddülata uğruyor. Ayrıca iki ülke başkentinde de ciddi bir değişim gözleniyor. Bu değişim ile belki daha olumlu iletişimler kurulabildiği gibi bazen de tam tersi de olabiliyor.

Ancak ülkeler arasında sanat, kültür, akademik ve medeniyet hareketleri ne kadar güçlüyse, iletişimler de yönetimlere rağmen güçlü olabiliyor. Gerek sivil toplum, gerek üniversiteler ve gerekse kültür, sanat ve medeniyet kurucuları bu çıtayı hep yüksekte ve hep istikrar içinde tutabiliyor. Gün de o gün galiba! Türk Dünyası sanatçıları, kültür adamları, yazarları, akademisyenleri görüşlerini haykırarak olmasa da dünya kamuoyunun duyabileceği bir şekilde barış için söylemelidir. Çünkü merhum Nevzat Kösoğlu’nun deyişiyle dünyaya söyleyecek daha çok sözümüz var.
Bu yazı toplam 2133 kez okundu.
YAZARA AİT DİĞER MAKALE BAŞLIKLARI
 
Copyright © 2017 Mehmet Akif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı. Adres : Atatürk Bulvarı Sefaretler Apartmanı 199/9 Kavaklıdere Ankara