Yusuf Çağlar
Yusuf Çağlar
y.caglar@zaman.com.tr

AKİF'İN CENAZESİNE DAİR


14 Ocak 2015 Çarşamba 13:06

Belgezar / 31 Aralık 2014, Çarşamba

Dün bir belge okudum. Âkif'in vefatından bahsediyordu belge. Cenaze alayına katılan saylavlardan, gençlerin omuzlarında Edirnekapı şehitliği karşısındaki mezarlığa götürülüşünden, orada okunan şiirlerden, söylenilen heyecanlı nutuklardan...

Dün bu belge sayesinde Yahya Kemal'i Âkif'in cenazesinde gördüm. Yüzyıl düşünsem onun orada olacağına ihtimal vermezdim. Yahya Kemal mahzun bir çehreyle, Akif'in cenaze namazını seyretmiş ve dualarla omuzlanan tabutun arkasından ona veda eden adımlarla yol almıştı.

Bir ara Yahya Kemal, yanı başında duran Fazıl Ahmet Bey'le göz göze gelince hayretini saklamadan, bu karlı günde meydanı dolduran gençlerin heyecanını ve gayretlerini işaret ederek "Bravo bu gençlere!" demiştir, hayalini kurdum kendimce.

Cenazeye katılan ve belgede saylav olarak ifade edilen isimler arasında Yahya Kemal'in de bulunması aslında bir mânâda şaşırtıcı bir durum da sayılmazdı. Çıplak bir tabutun musalla taşına yatırılmasıyla hem Beyazıt esnafı hem de üniversite hocaları bu tabutta hangi garibanın cenazesi vardır, diye sormadan edememişlerdir. Gerçi, tabutun otomobille getirilmesi taa baştan dikkatleri cenaze üzerine çekmiş olmalıydı. Bilenler söylemekten çekinmedi, musalla taşında yatan garibanın 'İstiklâl şairi Mehmet Âkif' olduğunu. O andan itibaren, esnaftan kimseler, üniversiteden hocalar ve etraftan talebeler, Âkif'e vefa borcunu ödemek gayretiyle cenazeye alayına dâhil olmuşlardı.

Âkif, on yıldan fazla bir zaman önce, vatanında bir eşkıya gibi takip edilmekten şikâyet ediyordu, dostlarına. Bu şikâyetlerin hamaset olduğunu, şapka giymemek için ülkeyi terk ettiğini söyleyen ve yazanlar da biliyordu ki; Âkif, kendisinden çok ailesinin ve yakın dostlarının hayatından endişe ediyordu. Sessizce ayrıldı ülkeden... Darülfünunda başladığı muallimlik vazifesine Ezher'de devam etti. Önceleri yazmak çabasına düştüğü Kur'ân meali vazifesini ülkeden aldığı menfi haberlerin tesiriyle terk etti. Ağır hastalıklarla pençeleştiği zamanlarda ise tek derdi kalmıştı şairin: Son nefesini ülkesinde vermek. 1936'da pek çok meşakkatli hadiseden sonra vatan toprağına ayakbastı ve 27 Aralık'ta ruhunu Allah'a (c.c.) teslim etti. Onun ölümünü haber alan dostları üzüldü, akıllarındaki sayısız evhamla adım adım takip edilmesi emrini verenler ise utanmış olmalıydı.

Cenaze alayına katılanlar Beyazıt camiinin türbe kapısından omuzlarında tabutla çıktılar. Çıplak tabutun üzeri ay yıldızlı Türk bayrağıyla ve Kâbe örtüsünden bir parça ile donanmıştı. Akif'in şanına yakışır bir şekilde tabutu donatma gayreti, belki de Fuad Şemsi'nin çabasıydı. Askerî Tıbbiye Talebeleri de oradaydı, Kuleli Askerî Lisesi edebiyat muallimi Tahirül Mevlevi de. Üniversite caminin hemen karşısında olduğu için talebeler ve hocalardan da çıkıp gelenler olmuştu. Kısa zamanda yüzlerce, binlerce insan toplanıverdi Âkif'in etrafında...

Tabut omuzlarda, dualar ve sessiz gözyaşlarıyla uğurlandı. Cenazeyi ve düzenlenen alayı, tertiplenen şiir ve nutuk programını ve alaya katılan zevatın isimlerini gizlice yazan polis memuru da oradaydı. Amirlerine bir şifreli mesajla olanı biteni rapor etti. Hafiyeler de olmalıydı cenazede, dikkat çekmemek için namazı kılıp, tabuta omuz vermişlerdir. Âkif'in feryadı ise tabutunun içinden bütün âleme yayılıyordu. Beni, diyordu Âkif. Bir eşkıya gibi takip ettiriyorlar.

Ruhu şâd olsun şairin, feryâdı hâlâ kulaklarımızda çınlıyor.

Cenazeye katılanlar, Aralık ayının o karlı gününde vazifelerini yapmanın verdiği huzurla evlerine, yurtlarına doğru mahzun bir halde dağıldılar. Vilayet makâmı ise, kendilerine ulaşan şifreli yazıya ilave olarak, ilgili şahıs ve kurumlara bilgi verilmek üzere şu satırları göndermeyi ihmâl etmedi: "Mısır apartmanından otomobil ile Beyazıd camisine getirilen Şair Mehmed Âkif'in cenazesi, namazı kılındıktan sonra el üstünde Edirnekapı mezarlığına götürülmüş ve orada Şehidlik karşısındaki kabrine defnolunmuştur. Cenaze merasimine Saylavlardan Şemseddin (Günaltay), Fazıl Ahmed (Aykaç), Yahya Kemal (Beyatlı), Profesör Muhiddin, ölü general deli Fuad oğlu Esad Fuad (Tugay), muhalif rüesadan ve tarassud edilenlerden Çolak Selâhaddin (Köseoğlu), tüccardan Emin Vasfı, Kuleli Askerî Lisesi Edebiyat Mulallimi Tahirülmevlevi, Şehremininde oturan Suudulmevlevi, Fuad Şemsi, gazeteci Feridun (Kandemir) ve daha bir çok kimselerle üniversite ve Askerî Tıbbiye talebeleri iştirâk etmiştir. Mezarlıkta alçı ile yüzünün kalıbı alınmış ve bazı kimseler şiirleri ve bestelediği İstiklâl marşı münasebetile kendisiden sitayişle bahsetmişlerdir. Bilgi olarak arz ederim. İstanbul valisi N."
Bu yazı toplam 1649 kez okundu.
YAZARA AİT DİĞER MAKALE BAŞLIKLARI
Yazara ait kayıtlı başka makale bulunamadı.
 
Copyright © 2017 Mehmet Akif Ersoy Fikir ve Sanat Vakfı. Adres : Atatürk Bulvarı Sefaretler Apartmanı 199/9 Kavaklıdere Ankara